Bediüzzaman ve Devlet!

Hayat nehrinin ölüm uçurumuna döküldüğünü, çoğu zaman, görmezlikten geliyoruz. Akıntının çokluğu, geçtiği yerlerin göz kamaştırıcı güzelliği, ekseiyetle aynı kaderi yaşıyor olmak hakikate perde çekiyor; görmüyoruz, idrak edemiyoruz.

Dünya meşgalesi, akıl ve ruhumuzu oyalamasaydı, ölüme koşmakta olduğumuzun ızdırab ve telaşını daha yoğun hissedebilirdik. Hangimizi kendi mezar taşımızın yanı başında uyandırsalar, yaşadıklarımıza acır, heba ettiklerimizin karşısında dehşete düşeriz. Ama hayatın bu en keskin, en apaçık büyük hakikati her nasılsa meçhulümüz olarak varlığını devam ettiriyor.

Mümeyyiz vasfı düşünmek olan insan, gerçek bir budala, zavallı bir mahlûk. Ya hiç düşünmüyor ya da düşününce hakîkati bulmak yerine, küfre yuvarlanıyor. Beşeriyetin en ukalâsı filozoflar kafilesi, aklın rehberliğinde karanlığa gömülmüş. En çok aydınlığı yakaladığını sananlar, ancak bir yaratıcı gücün varlığına hükmedebilmişler. Bir adım ötesi yok, aklın diğer bütün sualleri karanlıkta kalmış, cevabı yok filozofların.

Modern ilim diye taabbüd edilen bilgiler, bütünün çeyreği olmaktan uzak. Kâinat müşahedesini esbabla sınırlamaktan öteye atabildiği tek bir adım yok. Nasılın peşinde her türlü meşakkati sineye çeken ilim dünyası, çok daha hayatî suallere bigâne kalıyor. Bigâne kalıyor, çünkü bir cevabı yok.

Cevab veremeyince hezeyana sığınıyor. İsimlendirince, çözdüm sanıyor veya öyle kabul edilsin istiyor.

Eserden müessire gitmek, asla yanaşmadığı şey. Eseri tarif ediyor ama müessirin karanlıkta kalmasına aldırmıyor. Süleymaniye var, bütün ihtişamıyla orta yerde. İlim dünyası onu görüyor fakat zinhar Sinan’ın varlığıyla meşgul olmuyor. Aptallığın tahsillisi bu kadar eblehliğe müsaid demek.

Kur’an akıldır, Hadis akıldır. Aklın bu iki muhteşem ve mütemmim kaynağına gözlerini yumanların akibet-i elîmanesi ya küfürde boğulmak ya da gaflet sarhoşluğuyla hayvanlığa rücu etmektir; sefil bir hayvanlığa…

Nurcular muhtelif kitabları okumuyor olabilirler, lâkin fakir hiçbir düşünceye kapılarını kapatmadı. Elime geçen her eseri okumakla kalmadım, elime geçmeyenlere de uzanmaya çalıştım. Sokrat öncesi ilk devir Yunan filozoflarından günümüzün yaşamakta olan düşünürlerine kadar bütün felsefî düşüncelerle meşgul oldum. İddiam şu:

Yunan, Roma ve Batının bütün dehalarını tek bir insanda birleştirseniz, Bediüzzaman’ınçeyreği etmez. Onları okuduğum gibi, yarım asırdır Bediüzzaman’ı da okuyorum. Bitlis köylüsü Nursî’nin dehası da, ilmi de, mücadele hayatı da hiçbirisinde yok. Baldıran zehiriiçebilecek kadar düşüncelerine sâdık Sokrat da Bediüzzaman’ın yanında güneşin yanındaki ay gibi sönüktür: Yaşatmayan, hayat kaynağı olmayan mübhem bir aydınlık, alacakaranlık.

Ne var ki, Bediüzzaman, doğduğu toprakların suçlusu. Kamalist devlet zihniyeti, altmış küsur yıl önce naaşını çalacak kadar alçalmıştır ve her gelen bu yüz kızartıcı alçaklığın üstünü örtmeye devam ediyor. Devletin naaşını bile çaldığı bir hain, bir suçlu imajı devlete taabbüdeden büyük kitlelerin müşterek kanaati olarak yaşamaya devam ediyor. Milletin yarısından fazlası bu aptalca vaziyette.

Oysa, Bediüzzaman’ın rehberliği bu devleti de İslam dünyasını da kanatlandırabilirdi. Bu büyük cürmün tek suçlusu, Kamalizm’den yakasını kurtaramayan devlet. Risâle-i Nur çoktan mekteplere girmiş olmalı, Bediüzzaman Üniversitesi çoktan kurulmuş olmalıydı. 

Heyhat! Büyük felâketlerin ortasında kaldık, yangınlarımız hiç sönmedi… Osmanlı’yı yıkanlar, şuurumuzu tahrib etmeye, kafatasımızı boşaltmaya yeminliydiler. Bu meş’um emelin tahakkukunda kullandıkları vâsıta, maarif. Bakanlık, bir asırdır çocuklarımızın kafataslarını parçalayıp içini boşaltmaya memur sömürge vâlisi. 

Hüseyin Yılmaz

“Bediüzzaman ve Devlet!” için 1 yorum

  1. Rüyada hitabeden anladığım müjde:

    Milliyetçilik, statüko ve merkezî otorite tabanlı kutsal ulus devlet kurgusu ile zihinler esir edilmiş, merkez bankaları planı ile para ve güç deccaliyete teslim edilmişken.. “Avrupa’nın mağrur ve cebbarları, bilhassa birisi, kuvvet ve gınâya ve paraya istinad ederek firavunâne bir tuğyana” girerek karşılıksız ve sınırsız bastıkları kâğıtlara kutsiyet atfedip onunla savaşları ve tüm kötülükleri finanse ediyorken, kontrol ettikleri tüm iletişim kanalları ile algıyı yönetiyorken, nasıl saat-i ecile müjdesi veriyorsun?
    İZAH ET
    Dedim:
    “Devletler, milletler muharebesi, tabakat-ı beşer muharebesine terk-i mevki ediyor. Zira beşer esir olmak istemediği gibi, ecir olmak da istemez.“

    Bu menhus ruhun kartondan kulesi yıkılıyor. Sınırsız para – borç – esaret dönemi miadını dolduruyor. Şimdilerde dijital ve programlanabilir para ile daha dehşetli bir esaret planı yapıyorlar. Fakat bu sefer insanlık için merkezi otoritelere ihtiyaç bırakmayan merkeziyetsiz bir alternatif var.

    BITCOIN enflasyonist merkezi para sistemine, merkeziyetsiz sivil bir çözüm olduğu gibi, arkasındaki BLOCKCHAIN teknolojisi de suistimale açık vekâlet sistemleri yerine, herkesin katılımcı olduğu DOĞRUDAN DEMOKRASİYİ mümkün kılıyor.

    “Başkasına itimat etmeyen nefsiyle teşebbüs eder. Size bir misal söyleyeceğim: Siz göçersiniz. Göçerin malı koyundur; o işi bilirsiniz. Şimdi her biriniz bazı koyunları bir çobanın uhdesine vermişsiniz. Halbuki çoban tembel ve muavini kayıtsız, köpekleri değersizdir.

    Tamamıyla ona itimat etseniz, rahatla evlerinizde yatsanız, bîçare koyunları müstebit kurtlar ve hırsızlar ve belâlar içinde bırakırsanız daha mı iyidir; yoksa onun adem-i kifayetini bilmekle, nevm-i gafleti terk edip hanesinden her biri bir kahraman gibi koşsun, koyunların etrafında halka tutup, BİR ÇOBANA BEDEL BİN MUHAFIZ olmakla hiçbir kurt ve hırsız cesaret etmesin, daha mı iyidir? Acaba Mâmhuran hırsızlarını tevbekâr ve sofî eden şu sır değil midir? Evet, ruhları ağlamak istedi, biri bahane oldu, ağladılar“

    Başkasına itimada alışmış nefsiyle teşebbüse yanaşmayan, merkeziyetsizlik devrine uyum sağlayamayan gözü arkada olanlara da üstadın bir çift sözü var:

    “Acaba sizin şu siyah çadırınız parça parça edilip yandırılsa, külü havaya savrulursa, o külden yeniden çadır edip içinde oturmak kabil midir?”

    “Eski hal muhal ya yeni hal veya izmihlal.”

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0
    0
    Sepetim
    Sepetiniz BoşMağazaya Geri Dön