Yazar kelimelerini kuyumcu titizliğiyle seçmiş.

Hüseyin Yılmaz’ın Kutup Yıldızı üst başlığıyla yayınlanan “Yolcu” kitabını okudum. Daha öncelerde de Necmeddin Şahiner’in Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, Risalei Nur Külliyatı’ndan Tarihçei Hayat, İslam Yaşar’ın Bediüzzaman Beşlemesi, Yavuz Bahadıroğlu’nun Bediüzzaman Said Nursi Biyografi kitaplarını okumuştum. Ama bu okuduklarım “Yolcu” gibi roman türünde değildi. Daha çok araştırma ve düşünce kitaplarıydı.

“Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de.” diyen Bediüzzaman Said Nursi benim için tartışmasız bir büyük adam. İlk gençlik yıllarım onun eserlerini okumakla, dinlemekle; onu yakından tanıyanların, Son Şahitler’in hatıralarını okumakla geçti.

Benim için tartışmasız ama 20. yüzyıl Türkiye’si için çok tartışmalı bir isim Bediüzzaman. Diyor ki, “Benim fıtratım, zillet ve hakarete tahammül etmez.” Yolcu kitabında gördüm ki etmemiş de. Daha küçük yaşlardan itibaren hiçbir zaman haksızlığa gelmemiş; zilleti, tahakkümü reddetmiş. Zaman zaman kıskanç talebe arkadaşlarıyla, medrese hocalarıyla, bazen devrin ileri gelen yöneticileriyle ayrı düşmüş, doğru bildiklerini her türlü neticeyi göze alarak söylemekten çekinmemiş, bu uğurda çeşitli eziyetlere ve sürgünlere de katlanmış.

Eşref Edip Bediüzzaman hakkında diyor ki: “Hakikaten büyük adam. Müstesna adam. Nadir yetişen zekâ. İslâm şehâmetinin canlı bir timsali. İman ve fazilet âleminin sultanı. Büyük iş yaptı. Büyük bir müessese vücuda getirdi. Gönüller üzerine bir irfan ve fazilet müessesesi kurdu. Bu sahada adeta büyük bir inkılap başardı. Yıkıcı kuvvetlere, bozguncu teşekküllere karşı müsbet ve yapıcı, nurlu ve feyizli, manevî, ahlâkî bir inkılap!”

Yolcu kitabıyla böylesi büyük bir adamın çocukluğuna inmiş oldum. Ama ne çocukluk. Yazar kelimelerini kuyumcu titizliğiyle seçmiş. Tasvir ve hikâye etmeleri müthiş. Sizi adeta anlattığı manzaranın içine çekiyor. Tıpkı Molla Said’in gözleriyle siz de o manzarayı seyrediyorsunuz. Bu kitap bana göre aynı zamanda bir doğa ve mekân kitabı. Bir gezi seyahatnâmesi gibi. Bitlis’in, Siirt’in, Doğubayazat’ın, Mardin’in, Siirt’in, Van’ın tabii güzelliklerini seyrettiriyor, medreselerini gezdiriyor, fakir halkın günlük yaşayışına nüfuz ettiriyor. Bu arada 19. yüzyılın son demlerinde memleketin siyasi ahvâlini de öğrenmiş oluyorsunuz.
Kitapla ilgili söylenecek çok şey var ama kelimelerim kısıtlı. İyisi mi siz yazarın kısıtsız kelimeleriyle tanışmak için “Yolcu” kitabını alıp bir an önce okuyun.

İşte kitaptan bir mekân tasviri: “Ne Bitlis’e benziyordu Mardin ne de Van veya Siird’e. Belki bir parça Tillo’yu hatırlatıyordu, ama sadece kesme taşlardan kaynaklanan zayıf bir tedâi bu. Küçük kusurları, şehrin büyük güzelliği farkedilsin diye, bir kasdın eseri olarak, mahsustan atlanmış, hatta bilerek işlenmiş gibi duran, büyükçe bir mücevherin ışıltı ve ahengine sahipdi.”

İşte kitaptan bir tabiat tasviri: “Diyadin ve coğrafyası, Said’in beklediğinden daha güzel çıkmıştı. Mayısın bu son günlerinde iyice ısınan topraktan fışkıran çimler, ot ve çiçeklerin bin bir çeşidi, inişli çıkışlı düzlük ve tepelere serilmiş bir halı gibi, ufuk çizgisine kadar uzanıp gidiyordu. Hemen her tepenin eteklerinden fışkırdıktan sonra düzlüklerde kıvrıla büküle Murat nehrine karışan yüzlerce dere, güneşin altında kâh turkuaz bir ışıltı, kâh gümüş bir parıltı, kâh göz kamaştırıcı mücevher eriyiği gibi; bazen sessiz, bazen şırıltılarla, yer yer coşarak bölgeyi bir su diyarına çeviriyordu.”
Said Köşk

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0
    0
    Sepetim
    Sepetiniz BoşMağazaya Geri Dön