Nur Talebeleri

Kutub Yıldızı’na Dair Bir Mülâkat!

            -Sizi gazetecilik yıllarınızdaki dosya haberle tanıdım. Bir kıyaslama yaparsak bugün aynı düzeyde ciddi habercilik yapıldığını düşünüyor musunuz?             – Değişen şartlar, teknolojik gelişmeler, bilhassa internetin hâkimiyetine bağlı olarak boy atan “sosyal medya“, gazeteciliği de büyük çapta değiştirdi. Eskiden bin bir gayretle ulaştığınız mevzular, örtülü kalmış meseleler, saklı kalmış vak’alar şimdi herkese açık halde. Ulaşmak […]

Kutub Yıldızı’na Dair Bir Mülâkat! Read More »

Bediüzzaman’ı Anma Toplantısının Düşündürdükleri!

Dün, zaman darlığını bir kenara itip, dinleyici olarak bir toplantıya gittim. Üstad Bediüzzaman’ın altmış beşinci vefat sene-i devriyesi münasebetiyle tertiblenen bir anma programı. Üsküdar Üniversitesi’nin ev sahibliğini yaptığı programı; RİNAP, Nur Vakfı ile Şekercihan Vakfı müşterek tertiblemişler. Suriye’de olup bitenler münasebetiyle programa verilen isim: Hutbe-i Şâmiye ve İslâm Dünyasının Meseleleri. Konuşmacıların tamamının akademisyen olması bir

Bediüzzaman’ı Anma Toplantısının Düşündürdükleri! Read More »

Bediüzzaman’a “Gizli İttihadçı” Demek!

Yaşar Gören, sosyal medyadan takib ettiğim bir insan; cesur, gayretli ve fikr-i tâkibi kuvvetli bir yazar. Velûd bir kalem, çok okuduğuna şübhem yok. İyi bir arşivci olduğu, açık. Ancak, bunca meziyetlerine rağmen, çalakalem ve sathî bir tarafı da var. Vur, deyince öldürmesi de kalem erbabı için tehlikeli bir kusur. Yaşar Gören’i, Kamal Atatürk ve Kamalizme

Bediüzzaman’a “Gizli İttihadçı” Demek! Read More »

Kutub Yıldızı’na Dair Bir Hasbihâl!

Risâle-i Nurlarla ilk karşılaşmam 1970. Ortaokul birinci sınıfta evinde ikamet ettiğim Kâhta’nın ilk Nur Talebelerinden merhum Fırıncı Hacı İbrahim’in evinde gördüğüm Nurları dâvâ edinmem ise 1974. Elli iki yıldır fâsılasız devam ettiğim bir düşünce mâbedi Nurlar, hâlâ hecelemekte olduğum bir tefekkür ummanı, burçlarına tırmanmaya çalıştığım sarp bir hisar. Bediüzzaman Said-i Nursî, uğrunda hayatımı fedâ edebileceğim

Kutub Yıldızı’na Dair Bir Hasbihâl! Read More »

Dil dâvâsı ve Risâle-i Nur!

Cumhuriyet devri Türkiye’sinde Sağın telâfisi imkânsız ilk büyük hezimeti, dil dâvâsında terk-i silâh etmiş olmasıdır. Hayır, Sağın değil, Müslümanların diyecektim. Zirâ, Sağ da Sol gibi Batı menşeli bir bukalemun. Varlık sebebi, Solun zıddını temsil etmek. Varlık değil, gölge… 1928’de harf inkılâbını gerçekleştiren irâdenin maksadı, bin yıllık İslâmî irfân ve medeniyet ile birlikte şanlı bir târihi

Dil dâvâsı ve Risâle-i Nur! Read More »

Nurcu Olmaya Nasıl Karar Verdim?

Sanırım 1973 Eylül’ü idi. Adıyaman’da sıcaklıkların kırk derecenin altına henüz inmediği bir mevsim. Gerger Ortaokulu’nu bitirmiş, Adıyaman Lisesinde tahsil hayatına devam edecek olmanın sevinç ve gururu içindeyiz. O yaş ve şartlardaki zehabımıza göre, lise talebesi olmak, “küçük dağları yaratmak” gibi bir şey. Merhum babamın birkaç hafta önce kiraladığı tek göz odaya yerleşmek üzere köyden kopup

Nurcu Olmaya Nasıl Karar Verdim? Read More »

Sesli Düşünüyorum!

Nur Talebeleri müttehid olabilselerdi, İttihad-ı İslâm’ın lokomotif gücü de olurlardı. Hâlâ geç değil, hâlâ bir çatı meşvereti kurulabilir. İçi boş, değersiz farklılıkları haklı ihtilaf sebebi olarak görmekten vaz geçmeliyiz. Ahmed Abi ne ise Mehmed Abi de odur. Bu hizmet onların meziyet veya rüçhaniyetlerinin üstüne bina edilmemiştir. Hizmetin tek mihveri Risale-i Nurdur. Ağabeylerin birlikte yürüyememiş olmalarını,

Sesli Düşünüyorum! Read More »

Dinler arası diyalog hezeyanı ve Bediüzzaman!

Cumhuriyet tarihi bir kavga ile başlar: Yeni Ankara rejimi ile dindarların kavgası! Kavgayı en üst seviyede temsil eden iki isim, Kamal Atatürk ile Bediüzzaman Said-i Nursî!  Batıperest bir anlayışı Anadolu’da hâkim kılmak isteyen Hristiyan dünyası, Ankara rejiminin inşâsında her merhalede usta başıdır. Fransız İhtilâlinin Avrupa’yı yeni bir kargaşanın cehennemine sürüklediği yıl tahta çıkan Üçüncü Selim’le

Dinler arası diyalog hezeyanı ve Bediüzzaman! Read More »

Bediüzzaman’ın Külâhına Püskül Takmak!

            Mefhumların alaca karanlığında ilerliyoruz… Hazân sisleri çökmüş kesif ormanların ürpertisi var içimizde. Bütün şekiller yumuşamış, bütün hendeseler erimiş. Kelimelerin muayyeniyeti yerini bulanık bir akıntıya bırakmış. Hiçbir mefhum zihnimize külliyetiyle intikâl etmiyor, tek bir mefhum kafalar adedince farklı mânâlarla arz-ı endâm ediyor. Babillilerin hazîn âkibeti bile bizim için saâdet yüklü, artık birbirimizi anlayamıyoruz. Anlayamıyoruz, zîra

Bediüzzaman’ın Külâhına Püskül Takmak! Read More »

Cemil Meriç’e Göre, Said Nursî

Hayata gözlerini 12 Aralık 1916’da Hatay Reyhanlı’da açar, Hüseyin Cemil Meriç. Gözleriyle hayat arkadaşlığı otuzsekiz yıl sürer, vefatına kadar devam edecek otuzüç yılı ise onların rehberliğinden mahrum yaşar. Yaşamak ne kelime, otuz üç yıl süren bir isyan, körlüğe isyan. Nihâyet her fâninin hayatını noktalayan ecel, Meriç’in çileli hayatına 13 Haziran 1987’de son verir. Cumhuriyet devrinin

Cemil Meriç’e Göre, Said Nursî Read More »

0
    0
    Sepetim
    Sepetiniz BoşMağazaya Geri Dön